Bugünlerde Avrupa Birliği cephesinde çok önemli gelişmeler yaşanıyor. Bu gelişmelerin hal-i hazırda durağan seyreden Türkiye-AB ilişkilerini de önümüzdeki dönemde olumlu yönde etkileyeceğini tahmin etmek zor değil.
Merkel, Artık “Engel” Değil
Olumlu sayabileceğimiz gelişmelerden birisi Almanya’da yaşandı.
Biraz geriye doğru gidersek, Almanya’da Sosyal Demokrat Partinin iktidarda olduğu ve Gerhard Şröder’in Başbakan olduğu dönemde Türkiye-AB ilişkilerinde çok büyük ivme kaydedildiğini hepimiz hatırlarız. Geçen dönemde ise Türkiye’nin AB’ne tam üyeliği yerine her fırsatta “imtiyazlı ortaklık” tezini savunan Angela Merkel Başbakan olmuştu. Ancak Angela Merkel’in, Türkiye’nin AB üyeliğini şiddetli şekilde savunan Sosyal Demokrat Parti ile iktidarı paylaşmak zorunda kalması, O’nun istediklerini yapmasını engelliyordu.
Almanya’da yapılan 27 Eylül Genel Seçimleri Türkiye-AB ilişkileri açısından hiç de iyi sonuçlanmamıştı. Zira sandıktan Türkiye’nin AB üyeliğine karşı çıkan Angela Merkel liderliğindeki Hıristiyan Birlik Partileri(CDU/CSU) ile liberal görüşlü Hür Demokrat Parti (FDP) koalisyonu çıkmıştı.
Seçim sonuçlarının açıklanmasının ardından Türkiye’de “Angela Merkel’in Türkiye’nin AB üyeliğine karşı artık daha sert duruş sergileyeceği” endişesi oluştu. Oysa başlangıç itibariyle beklenen kötü senaryo gerçekleşmedi. Merkel ve koalisyon ortaklarının “Türkiye’nin AB üyeliğinin engellenmemesi konusunda uzlaştıkları” açıklandı. Ve herkes rahat bir nefes aldı.
Hiç kuşku yok ki Türkiye’yi de rahatlatan bu kararın alınmasında, “Türkiye’nin AB üyeliğine ihtiyacı oldu kadar AB’nin de en az o kadar Türkiye’ye ihtiyacı olduğu” gerçeğinin ve “Avrupa’nın Akil Adamları"nın bu yöndeki uyarılarının etkisi olduğu muhakkak.
Lizbon Antlaşması Yakında Yürürlükte
Diğer bir gelişme ise Lizbon Antlaşması’nın önündeki engellerin aşılmasıydı.
Fransa ve Hollanda da yapılan referandum sonucunda reddedilen Avrupa Birliği Anayasası’nın yerine ikame edilen ve 2007 yılında AB liderleri tarafından Lizbon’da imzalanan antlaşmanın yürürlüğe girmesi için Çek Cumhuriyeti engeli de aşıldı. Brüksel’deki AB Liderler Zirvesi’nde varılan anlaşmayla Çek Cumhuriyeti’nin AB Temel Haklar Sözleşmesi’ne olan çekinceleri giderildi. Bu yeni düzenlemeden sonra Lizbon Antlaşması’nın birkaç ay içinde yürürlüğe girmesine kesin gözüyle bakılıyor.
Peki, Lizbon Antlaşması ne getirecek?
Lizbon Atlaşması her şeyden önce AB’nin dünyada ağırlığını artıracak ve karar alma süreçlerini hızlandıracak bir dizi değişiklikler içeriyor.
6 Aylık dönem başkanlığı yerine 2,5 yıllık yenilenebilir Daimi Konsey Başkanlığı’nın oluşturulması ve AB yasalarının çıkarılmasında çifte çoğunluk kuralının getirilmesi öne çıkan yenilikler…
Seçilecek Daimi Konsey Başkanı, AB’nin 6 ay yerine daha uzun dönemde Birliği temsil edecek ve Liderler Zirvesi’nin de ev sahipliğini yürütecek. Her hangi bir AB yasasının çıkarılması için ise üye ülkelerin yüzde 55’inin, AB nüfusunun da yüzde 65’nin desteği aranacak.
Özellikle AB yasalarında çoğunluk sistemine geçilmesi Türkiye için büyük önem taşıyor. Türkiye şimdiki 72 milyon nüfusuyla bile AB’ne tam üye olması halinde “çoğunluklu oy” sistemi nedeniyle toplam 495 milyonluk Birlik içinde 82 milyonluk Almanya’dan sonra ikinci güçlü ülke konumda olacak.
AB cephesinde bu gelişmeler olurken Türkiye ise AB rüzgârının daha güçlü esmesini beklemek yerine çevresindeki ülkelerle olan ilişkileri hızla geliştirerek adeta “Bölgesel Güç” haline geldi.
Suriye, Irak, İran, Rusya ve Kafkas ülkeleri ile enerji başta olmak üzere birçok alanda anlaşmalar imzaladı. Avrupa’nın enerji ve diğer hammadde ihtiyaçlarını bu bölge ülkelerinden ve Türkiye üzerinden karşılayacak olması Türkiye’nin elini AB’ne karşı daha da güçlendirdi.
Tüm bu gelişmelere baktığımızda Türkiye -AB ilişkilerinde Türkiye lehine yeni bir dönemin başlayacağı anlaşılıyor.
|