Mesut Yılmaz’ın başbakan iken söylediği AB’nin yolu Diyarbakır’dan geçer sözü hafızalarda hala tazedir. Benzer bir sözde kısa bir zaman önce Fatih Altaylı’nın Teke Tek programında Başbakan Recep Tayyip Erdoğan tarafından söylenmişti. Cümledeki farklılık ise şu şekilde idi:’’Diyarbakır B.O.P’nin merkezi olacak ve yıldızı parlayacak’’.
O halde şu açılım denilen şeyi bu sözler zaviyesinden bir kere daha gözden geçirelim.
İktidar partisi en başta açılım dediği şeyin adını bile yanlış koyarak sanki konunun yanlış bir mecrada tartışılmasını ve bir şeylere zemin hazırlanmasını hedef alan bir yaklaşım içerisinde olageldi. Ne yapmaya çalıştığı kimse tarafından bilinmiyordu. Ama yüksek volümlü tartışmalarda gırla gidiyordu. Tartışmalarda volüm yükseldikçe başbakanın cevabı çıkışları karşı volümün daha da yükselmesine zemin hazırlamaya yetti de arttı bile. Anlaşılan iktidarın bu konudaki en önemli hedefi yüksek volümlü bir gürültü ortamı oluşturmaktı, onu da fazlasıyla başardı doğrusu.
Şimdi düşünün BOP projesinin eş başkanı olduğunu TBMM çatısı altında AK Parti grup toplantısında övüne övüne anlatarak meclis tutanaklarına geçiren sayın başbakanın amacı Diyarbakır’ı BOP’ un yıldızı yapmaksa son günlerde yaşanan karşılama merasimlerinin neye hizmet ettiğini anlamakta zorlanmamak lazım.
Şimdi çıkıp sayın başbakan’ın açılım konusu yanlış mecraya doğru gidiyor şeklinde açıklama yaparak açılıma mola verdiğini ifade etmesi şu ana kadar olanların kendi inisiyatifinde olmadığından başka ne anlama gelir ki? Değilse yaşananlara karşı tedbirlerini de almış olmaları gerekirdi.
Ama tabii burada şu soru da akla gelecektir. Süreç inisiyatifinde değilse durdurmak nasıl inisiyatifinde osun ki? İyide zaten durdurduk denmiyor ki! Mola verdik deniyor. Yani düdük çalınca yine devam edilecek.
O halde bu molayı zorunlu kılan şeyi de doğru tespit etmek lazım. Dağdan inen teröristlerin haçtan gelen gibi karşılandığı bir resim ülkeyi bir yandan iç kargaşaya doğru sürükleyecek bir zemine doğru giderken bir yandan da Ak Parti’nin oy kaybını hızlandırmaktaydı. Ak Parti’nin bu resim karşısında inisiyatif almaya çalışmasının öncelikli sebebi oy kaybını durdurmaya yöneliktir, karşılama rezaletinin bir kere daha yaşanmasını engellemeye yönelik değil.
CHP VE MHP NEDEN AYNI SAFTA?
Türkiye’de yaşanan son olaylarda CHP’nin sağa kaydığı her fırsatta dile getirilen bir konu? Peki, bunun temel sebebi ne olabilir? Türkiye’deki seçmen eğilimleri incelendiğinde Baykal başbakan olamayacağını mutlak bir biçimde görüyor. Bu sebeple de önünde tek seçenek kaldığını düşünüyor. Cumhurbaşkanlığı seçimi.
Evet, Baykal Cumhurbaşkanlığına oynuyor. Ak Parti’nin karşısına da sağdan önemli bir oy kesimi yedekleyerek çıkma hesapları yapıyor. Bu konuda gözüne kestirdiği en büyük camiada ülkücü camia. İşte bu sebeple son dönemlerde Cumhuriyet Halk Partisinin adının önündeki C harfini M harfinden ayırt etmek pek kolay olmuyor.
Son 7 yıldır siyasi arena birçok kutuplaşma alanı gördü. Yapılan seçimlerde de hep bu çatışma alanları sonucu belirleyici oldu. Tüm çatışma alanlarının 2 keskin kutbu olsa da etken taraf hep Ak Parti oldu, sonuçta kazanan da. İşte bu sebeple Baykal, elindeki bu son kozda edilgen olmaktan etken olmaya geçiş zorlamaları yapıyor.
Son seçimlerde çarşaf açılımının kendisini kurtarmadığını görmesi Baykal’ın bu edilgenliği Ak Parti’yi besleyen damarlardan değil de MHP’yi besleyen damarlardan sağlayabileceği düşüncesine itmiş olsa gerek.
Önümüzdeki genel seçim tek başına bir milletvekili seçimi olmayacak. Cumhurbaşkanı seçiminin bir ön provası olacak adeta. Baykal’ın bu yeni stratejisi bile hem genel seçimin hem de Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin birçok yeni çatışma alanına gebe bir atmosferi müjdelediğini görmek için derin analizlere de gerek yok aslında. Nur topu gibi birçok yeni tartışma bizi bekliyor sizin anlayacağınız. Hiç bir şeyi tam konuşup ne olduğunu anlayamadan bir konudan diğerine savrulup duracağız yani. Adalet ve Kalkınma Partisi de Baykal’ın bu stratejisine karşı etkenlik rolünü kaptırmamak için elinden geleni yapacaktır.
Son dönemde yaşanan olaylarda bunun işaretleri fazlasıyla var. Ak Parti’nin İsrail karşıtı çıkışı gibi çok konuşup hiçbir şey yapmadığı yaklaşımları buna bir örnek mesela. Bugün Kudüs’te Mescidi Aksa İsrail askerlerinin gaz bombalı saldırılarına maruz kalıp cemaate ateş açılırken, elektrik kesilip ezan okunması engellenirken ses çıkarmayanların birkaç gün önce İsrail zulmünün zerresini ancak yansıtacak 8–10 dakikalık görüntülerin yer aldığı bir filmin senaryosunu önce övüp ardından da filmdeki o sahneleri çıkaran makası atarak şişi de kebabı da yakmadan sureti haktan görünebilmeyi başarabilmeleri bu kargaşa ortamının eseridir.Tüm bu kargaşa ortamında tam ne olduğu anlaşılmadan gelsin yeni bir tartışma konusu. Türkiye burası mevzumu biter.
Ama görünen o ki Ak Parti bu süreçte öncelikle eski pilavlardan çorba yapmayı denerken 7 yıldır ötelediği diğer tüm kartlarını da önceleyerek açmak zorunda kalacak. Çünkü Saadet Partisi dünkü 2,5’luk parti değil. Ayrıca seçmen havzasında ciddi bir daralma oluşmaktadır. Zira Ak Partinin son gelişmelerde hesaplamadığı en büyük strateji hatası sola daha yakın duran DTP tabanının cumhurbaşkanlığı oylarını önemli oranda kazanırken CHP ile MHP’yi aynı çizgide buluşturan gelişmeler olmuştur. Sürece mola verilmesindeki önemli etkenlerden birisi bu olsa gerektir.Sağ seçmen diye isimlendirilen bu havzadaki daralmanın ortaya çıkardığı bir başka gerçek ise Ak Partinin seçmen havzasında Saadet Partisi eskisinden daha fazla kıymet arz eder hale gelmiştir.
Bu sebeple Milli Görüş camiasını açıktan vuracak bir ortamın geldiğini de belirtmek lazım. Genel seçimlerde ve Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde son viraja girildiğinde muhtemel en popüler tartışmaların içeriğini de şimdiden koyalım ortaya. Genel seçimde önümüzde cumhurbaşkanlığı seçimi var elimizi zayıflatmayın yoksa Baykal Cumhurbaşkanı olur,
Cumhurbaşkanlığı seçiminde ise Deniz Baykal mı Cumhurbaşkanı olsun, yoksa İmam-Hatip Lisesi mezunu eşi mütesettir Tayyip Erdoğan mı? Soruları önümüze sürülecek. Merak etmeyin cevapların tevillerini Baykal ve Erdoğan şimdiden hazırlama gayretinde. Size-bize fazla bir zahmet düşmeyecek.
Serdar AKCA
|